Anasayfa 

 Haberler 

 Videolar 

 Foto Albüm 

 Forum 

 Köyümüz 

 Kültürümüz 

 Makaleler 

 Etkinlikler 

 Ziyaretçi Defteri 

ölüm haberi  Köyümüzde aşure etkinliği  ÖLÜM DUYURUSU  ÖLÜM  Haydan Gelen Huya Gider....  Mübadiller hem ağladı,hem ağlattı....  Türk-Yunan Dostluğu Şarkısı...  Nisos-Tis Kritis Kimata  Mübadelenin acıları belgesel oldu...  Tarih Konuşmaları-Mübadele üzerine... 

ANAMENÜ

Köşe Yazarları

Site İçi Arama

 

HABERLER

ölüm haberi

ALİ ŞEN`İN ÖLÜMÜ

Köyümüzde aşure etkinliği

17.11.210 pazar günü köyümüzde, ücretsiz aşure etkiniği yapılacaktır. Silifke, mersin, tarsus ve adanada yaşayan giritlilerin Melemez köyüne(Bağcılar İhsaniye Mah.) yapacağı etkinliğin , tanıtım ve dostaça ilişkilerin başlangıcı olmasını bekliyoruz.Kendini kalben giritli hissedebilen hemşehrilerimiz davetlidir......

ÖLÜM DUYURUSU

EMİNE SUBAŞI`YI KAYBETTİK

ÖLÜM

KÖYÜMÜZ SAKİNLERİNDEN SUBAŞILARIN ANNESİ EMİNE SUBAŞI ABLAMIZI 8.4.2013 TARİHİNDE 82 YAŞINDA KAYBETTİK.ALLAH RAHMET EYLESİN. MEKANI CENNET OLSUN.GERİDE KALANLARA SABIRLAR DİLERİZ.

Haydan Gelen Huya Gider....

Mübadiller hem ağladı,hem ağlattı....

Türk-Yunan Dostluğu Şarkısı...

Nisos-Tis Kritis Kimata

Mübadelenin acıları belgesel oldu...

Tarih Konuşmaları-Mübadele üzerine...

Haydan Gelen Huya Gider....

Hay’den gelen Huy’a Gider!

Mübadil çocukları Mübadele anlaşmasının imzalanmasının 89. Yıl dönümü vesilesi ile Balkan Savaşlarında ve göç yollarında yitirdiklerimizi anma hazırlıkları yaparken basınımızın iki güzide yazarı da boş durmadı bizlere sövmeyi ihmal etmedi!

Her fırsatta Rumelililere dil uzatmaya alışan bu çevrenin gerekçesi bu kez Ermeni Tehciri oldu. İlk yazı Taha Akyol’dan geldi. 27 Ocak günü Hürriyet Gazetesindeki köşesinde şunları yazdı “…Bu acılı göçmen nüfus bozkır Anadolu’ya sebze ve bahçe tarımını, şehir kültürünü getirdiler, Anadolu nüfusu yüksek oranlarda İslamlaştı, Türkleşti... Ve bir şey daha getirdiler: Yaşadıkları faciaların beslediği milliyetçi öfke! Tehcir sırasında Ermenilerin maruz kaldığı korkunç acılarda bu öfkeli göçmen nüfusun payı birinci derecede önemlidir.”… Bütün kötülüklerin anası Rumelililer oldu, 1980 öncesi milliyetçi, maneviyatçı çizgisini bir an unutan yazar Rumelileri Anadolu’yu Türkleştirip, müslümanlılaştırmakla suçlamakla(!) kalmıyor, artık dünyada bir günah olarak görülmeye başlanan Ermeni Tehcirinde yaşananlarda da birinci payı bize vermekte vir sakınca görmüyor! Yıllardır merak ederim bu adamın yaz, yazma kılavuzunu kin verir diye! Yoksa Hamidiye Alaylarını Rumelililerden mi oluşuyor zannetmektedir? İkinci yazı ise tan bir bilgisizlik deryası! Okur okumaz aklıma bir fıkra geldi; Hani kadın çocuğunu doktora götürür şikayetlerini sıralamaya başlar, gözleri şaşı, kulakları ağır işittiği için konuşamamakta, raşitizm nedeniyle bacakları eğri olduğundan yürüyemediğinden dem vururken, Doktor; “soyun hanım” deyince Kadın: “hasta ben değilim” demiş. Doktor da “biliyorum hanım ama bunu düzeltene kadar yenisini yapmak daha iyi” demiş ya! İşte o misal.

İkinci yazı Gürkan Hacır’dan geldi. Hacır “Bağa, bahçeye konanlar” başlıklı yazısında “Ermeni meselesine (tehcire) bambaşka bir açıdan, ekonomik ve sosyal boyutu yönünden yaklaşmak istiyorum…” diyerek topa Akyol’un bıraktığı yerden girmiştir.

Bizim büyük dram olarak gördüğümüz 93 Harbi, Balkan savaşı göçleri ile Mübadeleyi Hacır; “Yakın tarihimizde yaşadığımız üç büyük göç dalgası aynı zamanda üç büyük zenginlik furyasıdır…” diyerek bir zenginleşme kaynağı olarak görmektedir.

Yazarın bilgisizliği daha şu cümlesinde ortaya çıkmaktadır; “Yunanlıların Küçük Asya Felaketi olarak adlandırdıkları 1914 Rum göçü, “ Oysa Yunanlıların Küçük Asya Felaketi olarak adlandırdıkları göç Kurtuluş Savaşı sonucunda aldıkları yenilgiden ötürü 1922 yılında gelmiştir. Ama ne önemi var nasılsa hedefte olan Rumelilik atış serbest değil mi? Bu nedenle faturayı İttihat ve Terrakiye kesmekte bir beis görmüyor, ne dersiniz kime güveniyor böyle işkembe-î kübradan atarken? Tabii “Küçük Asya Felaketi”ni sekiz yıl geriye alıp 1914 yılına alınca şu paragrafı yazmakta bir mahsur görmüyor: “Ardından 1915 Ermeni tehciri geldi. Bu kez Ermeniler kovalandı. Ve bu apar topar göç sonunda yüzlerce yıldır sahip oldukları zenginliği bir günde bırakmak zorunda kaldılar. Sırada yağmalanmayı bekleyen Ermeni malları vardı... “ Neyse ki bir sonraki tesbitinde hata yapmıyor yazar “Üçüncü büyük dalga ise resmi anlaşmayla oldu. 1923te imzalanan Lozana göre yapılan Yunanistanla nüfus mübadelesi yeni bir zenginlik furyası yarattı”.

Bu doğrudan sonra yazarı okumaya devam edlim değil mi?:

“Burada bir parantez açalım. Bugün hemen her toplumsal olumsuzlukta neden bu kadar ilkesiz bir toplum olduğumuzu sorguluyoruz. Vergi kaçıran, kurallara uymayan, uyanıklık yapmaya çalışan, yaşadığı topluma ve devlete güvenmeyen bireyler olduk. Bu toplumsal psikolojinin altında sakın bir yağma kültürü olmasın? Çünkü bizde normal bir sermaye birikimi olmadı. Hep bir vurgun ve fırsatlar ekonomisi oldu. Osmanlının son döneminde de, Cumhuriyette de... Rant yemek en temel sermaye birikim metodumuz oldu. Bu fırsatlardan yararlanan grubun da ağırlıklı olarak göçmenler olduğunu belirtmeliyim. Selanik başta olmak üzere Balkanlar ve Karadenizin kuzey sahillerinden (Batum, Kırım vs.) göç edenler bu zenginliği paylaştılar. Bunların içerisinde Sabetaycı nüfus ağırlığı çekiyordu. Kuşkusuz tüm göçmenler için Sabetaycıydılar demek mümkün değil ama önemli bir ağırlığa sahiptiler. Konu sakın başka yerlere sapmasın. Kimseyi etnik olarak tasnif etmek işim değil. Ama kışkırtıcı soru şudur: Anadoluya göç edenlerin bu kadar dahi ve yetenekli olmalarını neye borçluyuz? Bugün Türkiyede hangi zenginlik öyküsünün altını kurcalasanız birkaç kuşak öncesinde muhakkak bir göç hikayesi bulursunuz. Bu tesadüf olabilir mi? Sanmam!..”

Öncelikle şunu belirtmek isterim elbette mübadele esnasında adamını bulan, işini kitabına uyduran hak etmediğinin üzerinde mal almıştır veya almış olabilir, buna asla olmamıştır diyemem ama başka birileri de geniş bir kitlenin zenginleşme kaynağı konusunda bu kadar kolay genellemeler yapmamalıdır. Bugün mübadillere ait malların tasfiye talepnamelerine Cumhuriyet Arşivleri Genel Müdürlüğünden kolaylıkla ulaşılabilmekteyiz. Eğer şüphelendiğiniz böyle bir isim var ise girersiniz bu arşivlere bakarsınız ve bu kişinin Yunanistan’da bıraktığı mal ile burada kendisine verilen mal dökümünü kıyaslarsınız bizde sizin araştırmacı gazetecilik çalışmalarınıza hayran olur saygı gösteririz. Ama yazar böyle yapmıyor bakın nasıl bir bilimsel perspektifle analiz yapmış. “Hakkı Devrim, Fahri Tanmanı nasıl anlatıyor: İlgi çekici bir insandı Fahri Tanman. Pariste ... cole Polytechnique mezunu, tahsilini Almanyada, Amerikada tamamlamış, Haliçte Tersaneler Müdürü parlak bir mühendisken, bir gün işini bırakıp Sökede, mübadelede mülk edindikleri 40 küsur bin dönüm araziyi işlemeye başlamış, Türkiyede modern tarımın seçkin bir öncüsüydü. Sahiden bilgili, dinamik, işyerinde, tarlada, tartışmalarda olduğu kadar fikir çatışmalarında da yetenekli ve kavgacı, lider yapılı, ilgi çekici bir işadamıydı. Ben, Fahri Beyin anti-komünist tavrını biraz katı ve haşin bulurdum. O da beni gereksiz ölçüde ılımlı bulmuş olmalı ki, basın alanında biz parasızlara omuz verme niyetinden pek faydalanamadık. Hakkı Beyin hayıflanarak el sürmediği ama bazı gazetecilerin omuz aldığı avanta işini bir tarafa bırakalım. Biraz hesap yapalım. Fahri Beyin, Mübadele Komisyonu kararı uyarınca aldığı arazi 40.000 dönüm Yani 40 milyon metrekare. Nerede? Tarım cenneti Söke Ovasında. Bugünkü değeri 10 milyon dolarlarla ölçülemez...

UYANIK MÜBADİLLER

Peki neye göre tespit edildi dağıtılacak arazinin ölçüleri? Türkiyeye göç edecek mübadiller, Yunanistanda ne kadar mülkü olduğunu beyannameye yazacaktı. Ama çoğunluk mübadile bu beyannameleri hemen doldurmaması, Türkiyedeki duruma göre doldurabilecekleri söylenmişti. Bu kayıtların hiçbiri sağlıklı değildi. Sağlıklı olmayı bırakın bir tarafa akılla da izah edilecek yanı yoktu. Bu beyanlar esas alınarak mübadillere 5 milyon dönüm arazi, 4 milyon 833 bin zeytin, üzüm ve incir ağacı dağıtıldı. Düşünün Yunanistanın tarıma elverişli alanı o yıllarda sadece 9 milyon dönümdü. Türkiyeye göç eden vatandaşlarımızın beyanı ise bizim Yunanistanda 5 milyon dönüm arazimiz var şeklindeydi. Şahsi beyana göre doldurulan beyanlarla neredeyse Yunanistanın tamamı Anadoluda konuşlanmış olacaktı. Peki bu herkesin kafasına göre doldurduğu beyannameyi Selanik Belediye Başkanı Ahmet Hulusi Tanman ve oğlu Fahri Tanman nasıl doldurmuştur dersiniz? Sonucu aslında az önce yazmıştım. 40 bin dönüm... Fahri Tanman Türkiyenin en büyük toprak ağalarından biri oldu. Peki dağıtılan bu arazilerin yer tespiti nasıl yapıldı? Mübadeleyle ilgili önemli bir çalışmaya imza atan Kemal Arının kitabına bakalım: Önce aile reislerinin adları ufak kağıtlara yazıldı, bükülüp bir keseye konuldu; komisyon üyelerinin ve ihtiyar heyetinin öncülüğünde bölüşümü yapılacak araziye gidilerek adların konulduğu keseden, bir çocuk aracılığıyla bir kağıt çektirildi. Çekilen kağıtta kimin adı yazıyorsa, ilk ölçümü yapılan tarla, o kişi adına kayıtlara geçildi.”

Yazara göre Yunanistan’dan gelen mübadiller mal beyanlarını kendi kafasına göre yapmış! Yazar muhtemelen Muhtelit Mübadele Komisyonundan habersiz, bırakılan malların takdirini bu uluslar arası komisyon tarafından yapıldığını bilmiyor! Olsun bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp.

Yazar “uyanık” mübadillerin fazla beyan ile Rum mallarından hak ettiklerinden fazla mal aldıklarını iddia etmektedir, Oysa 1923 yılında Muhacirin Cemiyeti ile İskan ve Teavün Cemiyeti tarafından toplanan umumi kongre mübadele encümeni mazbatasında bakın neler yazmaktadır:,

“Rumeli umum müfettişliği nezdinde bulunan yabancı maliye kontrol komisyoncusunun 322 -323 (1906-1907) tarihlerinde yaptığı araştırmalarda Selanik ve Manastır Vilayetlerinde müslüman ahaliye ait emlak ve arazi kıymeti 70 milyon altın olarak tahmin edildiğinden buna Girit ve adalar da ilave edilerek müslümanlara ait mal varlığı 90 milyon altın olarak öngörülüyor.

Buna karşı Rumların bıraktığı mal varlığının bu rakamın ancak1/6 sına tekabül ettiği. Bu durumda geleceklere ancak bıraktıklarının 1/6 sı verilebilecektir denilerek takdir kıymet edecek olan Muhtelit Komisyonların bu konuda gösterecekleri en ufak bir ihmal ve hata servetimizin büsbütün heder olmasına yol açacağı söyleniyor. Ve Muhtelit Komisyonun her fert için 1912 senesi kıymetlerini baz alarak hesap yapması gerektiğinin altı çiziliyor.”

Görüleceği gibi yazarın bu tahlilinin da ayakları yere basmaktan uzaktır. Yabancı komisyonların yaptığı değer tesbitlerinde bile Yunanistan’da bırakılan, Anadolu’da bırakılandan kat be kat fazladır. Bu durumu kanıtlayan bir diğer unsur da şudur, Türk ve Rum mübadillerin mallarının tasfiyesi sonucunda Türk ve Yunan Devletleri mahsuplaşmış ve bu mahsuplaşma sonucunda Türk Devleti alacaklı çıkmıştır.

Buradan da anlaşılıyor ki, Rum ve Ermenilerden kalan mal varlığı Türklerin Yunanistan’da bıraktığı mal varlığını karşılamaktan çok uzaktır. Ayrıca kalan bu malların büyük bir kısmı da yerli halkın el koymalarına maruz kalmıştır.

Tüm bu gerçekler ışığında baktığımızda mübadiller bu insan takası sonucunda yaşanan mal takasında zararlı çıkmıştır. Yazar da yazısının sonunda bir avuç insandan söz etmektedir. Bu gün mübadil camiasının nüfusu beş milyonun üstündedir, böyle bir toptancılık yapmaktansa, yazıda verdiği bazı isimlerin tasfiye talepnamelerine ulaşıp bir araştırma yapması daha doğru olmaz mıydı?

Yoksa yazarın kullandığı dili kullanarak şöyle çok kısa bir yanıtta verebilirdim:

“HAY’DAN GELEN HUY’A GİDER” diye deyimi olan bir toplum ile karşı karşıyayız. Ermeniler kendilerine Hay derler. Yani Ermenilerden kalan ganimet, Rum meyhanelerinde yenmiştir, yani Hay’dan gelen, Huy’a gitmiştir!

Mübadiller 1912 yılından sonra Osmanlı İdaresi dışında kalmıştı dolayısıyla tehcir sırasında bir ganimet almalarına imkan yoktu, geldiklerinde ise Rumlar yoktu! Yani Ermeni mallarını, Rum meyhanelerinde yemeleri maddi olarak imkansızdı!

Ermeniyi, Rumu yediniz gözünüzü mübadillere mi diktiniz? Diye neden yazmadım biliyor musunuz? Ortada bir gasp varsa gerçekten bir avuç adam yapmıştır, bunu tüm Anadolu halkına ima edemeyiz, yoksa Anadolu kökenli arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım? Yoksa Gürkan Hacır’ın utanmadan yüzüne bakacağı Rumelili arkadaşları yok mu?

Esat Halil Ergelen

http://www.lozanmubadilleri.com/haberdetay.asp?ID=2503

 

31.1.2012 Tarihinde, Afet Tezgelmiş (kritiçes) Tarafından Eklendi ve 2274 Defa Okundu .


YORUMLAR


Henüz Yorum Yazılmamış ..!

 



Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız ..!


 
 
 
 
Üye kullanıcı adınız eski sistemdeki "lakap-takma adı" bilgisidir. Eski kullanıcı bilgileri için tıklayın.

ÜYE GİRİŞİ

İSTATİSTİKLER



İstatistikler Yükleniyor ..!

ANKET


Köyümüzde Okulun bulunduğu yerde geçmişimizle ilgili MÜZE açılabilir mi?
Açılabilir
Açılamaz
Bu işle uğraşmak ister misin?
Açılacak ta ne olcak?

 Anasayfa 

 Haberler 

 Videolar 

 Foto Albüm 

 Forum 

 Köyümüz 

 Kültürümüz 

 Makaleler 

 Etkinlikler 

 Ziyaretçi Defteri 

 Tüm Hakları Melemez.com a aittir. İzinsiz kullanılamaz.